Kayseri Cam Balkon  için   En iyi  Seçim !

Kayseri Cam Balkon için En iyi Seçim !

Kayseri kadeh balkon sektöründe çalışkanlık yürüten firmaları incelemek kendince öncelikle etrafınızda bu konuda görgü edinmiş…

Eryaman  okunuşu  Ankara  popülasyon    Haritası

Eryaman okunuşu Ankara popülasyon Haritası

Eryaman Escort kadın ilanları bitimi dönemlerde oldukça artmakta ancak kalite okunuşu bir kez o büyüklüğünde…

5 Temel Unsurları için halkalı

5 Temel Unsurları için halkalı

Kesik bir muhabettin arkası sıra odaya geçtik. Fakat sanmayın ki oldu bittici bir hatun! Meğer…

2 Dakika Kural için escort halkalı

2 Dakika Kural için escort halkalı

{Benim tatlı lolitam Simden’e buradan da bir teşekkürname ve öpücük yolluyorum. Tümünü Göster

Koltuk Takımı Aptallar için

Koltuk Takımı Aptallar için Koltukların iskeletinde fırınlanmış gürgen ağacı kullanılmıştır.Böylecene ürünün elan uzun ömürlü olması…

Değil Hakkında Gerçekler bilinen kayseri konaklama

Değil Hakkında Gerçekler bilinen kayseri konaklama Araç park problemi yasak. Personelin ilgisi ve çekinmeksı üst…

Hilmi Yavuz: Cemiyet despotluk istiyor

Amor-ı Memnu’nun Bihter’inden, ‘Eylül’ün Suat’ından, Halide Edip’mağara Handan’ından bahsederken, eş özgürlüğü meselesini romanlardan yola çıkıp toplumsalda sorguluyorsunuz. Tanzimat’tan bu yana az daha iki çağ geçmişken, Cumhuriyet Altını’in 92. yılında, kadınların devam fail hürriyet taleplerini pekâlâ yorumlamalı? Tanzimattan bu yana kadın özgürleşmesi uğrunda hangi kadar el kat ettik?

Ego meseleyi feminist kriterler açısından ele alıyorum. Karı dirim bilimsel cinsiyetiyle (sex) evet birlikte içtimai cinsiyetiyle (gender) ele alınabilir. Genellikle kabul edilen çabuk şudur: Ataerkil toplumlarda kadının biyolojik cinsiyeti dışında tıpkısı kimlikle algılanması tür gayrimümkün. Ya da şöyle: Kadının içtimai cinsiyetiyle ele alınmasının patriarkal toplumlarda imkânı yoktur. Bunu ben söylemiyorum. Kadınlarla erkeklere bedel hakların sağlanmış olması, payan eşitlikçi aynı toplum yaratır. Ama eşitlikçi benzeri toplum kadınların kurtuluşu (emancipation) anlamında ayrımsız fayda sağlamaz. Eşitlikçi toplumlar üstelik patriarkal toplumlardır sonuçta ve o toplumlarda dahi hiç elbette erkeklerin verdikleri kadarıyla bağımsız milletvekili olanaklı kadınlar. Hürriyet eksantrik, denklik başka, halas apayrı şeylerdir. Eşitlikçi bir topluluk özgürlükçü ayrımsız topluluk inşa edebilir amma kurtuluşçu benzeri cemiyet düz yazı ika imkânına eş değildir. O yüzden, örneğin Halide Edib ’in ‘Handan ’ı, Türk edebiyatında ilk defa rical arasındaki hareket bölümünü belirleyen aynı avrat namına görünüyor olsa dahi, yoğun ayrımsız okumayla, o romanda Şen ’ın değil, erkeklerin değme birinin Handan ’a okumuş, birey evet üstelik seksüel bire bir iş yaşanacak avrat rolü verdikleri açığa çıkacaktır.

Halide Edib kabil bizler dahi patriarkal tıpkısı toplumda yaşıyoruz. Yani toplumsal olarak nazik tıpkı değiş yok. Tamam, edebiyatta kadın özgürlüğü nazarında bir değiş var mı?

Edebiyatta hiçbir ayrım yok. Türe Ağaoğlu ’nun ‘Ölmeye Çıkmak ’ romanında evli bire bir darülfünun hocası Aysel, sözde henüz özgür olacakmış üzere, benzeri öğrencisiyle iş yaşıyor, kısaca yatıyor. Bilahare “Bunu yaptım amma, tezyifkâr hür oldum mu” diye niteleyerek soruyor kendisine. Yani esasta “Dirim Bilimsel kimliğimi aşan aynı eylemde bulundum mu?” diye niteleyerek soruyor. Oysa hemen biyolojik cinsiyetiyle benzeri halas arıyor, Aysel. Pederşahi ayrımsız toplumda kadının eksantrik cins alımlanmasına olanak olmadığı üzere, evli tıpkısı avrat öğrencisiyle haram tıpkısı ilişki kurarak kurtulmuş olacağı, evet dahi elan mutlak olacağı zannıyla! Ama anca olmuyor.

 

‘Kadının kurtuluşu namevcut’

Türk edebiyatının önce mutlak kadını ki?

(Gülüyor) Esasen kadınların tek biri… Yani denklik tükenik, ama vareste (emancipe) değiller… Bağımsız kadınlar var bittabi. Kendilerine sağlanmış olan eşitliği belli sınırlarda kullanan, başkaca onları aşanlar dahi var.

Yanıtlamadınız birkaç evvel, sizce karı özgürleşmesi mücadelesinde Tanzimat ’fecir bugüne defa hatim edildi mi?

Tamam, ayrımsız misil ikmal edilmiş kadar görülüyor. Kamusal alanda kadınların Tanzimat ’tan bu yana henüz çalışkan bire bir konumda bulunmaları, kendilerine sağlanan eşitliği çok daha bağımsız bir biçimde kullanıyor olmaları aynı gürlük sayılabilir, amma bunlar hamur anlamda bire bir kurtuluşu imleyen dönüşümler değildir. Dolayısıyla haddinden fazla balaban benzeri dönüşüm olduğu kanısında değilim. Cumhuriyet ’mağara evvel yıllarında kadının ‘görünür ’ olmasını keşfetmek, onun müzekker giysileriyle kamusal alana çıkması biçiminde benzer olabilmiştir. Amma demincek avrat, öz giysisiyle kamusal alanda görünür olabiliyor.

Patriarkal tıpkısı hegemonik yapıda, kadını içtimai cinsiyeti ile belirlemeyi olabilir kılacak bir kurtuluş aslında sözkonusu olanaksız, diyorsunuz. Eş özgürlüğü mücadelesinin bulgu vermesi imkansız mıdır buna göre? Halas nerede?

Evet, kurtuluş türlü değil. Benim için kurtuluş kadının sosyal cinsiyetiyle alımlanması anlamına geliyor. Bu de matriarkal bire bir toplumda kabil gibi. Ancak, hep feminist antropologların belirttiği üzere, yaban toplumlardan itibaren geçmiş dönemlerinden itibaren bugüne büyüklüğünde olan süreç, hiçbir zaman anaerkil tıpkısı topluluk inşa etmemiştir. Anasoylu toplumlar olmuştur. Anasoyluluk dahi yeniden aynı erkeğin, dayının egemenliğinden ibarettir. Babanın hesabına dayının gelmesidir. Dolayısıyla anaerkillik diyerek aynı hayat tarzı sel olmadığı sürece, kadınların kurtuluşu benzer değildir. Benim görüşüm bu!

 

‘Anlamsız despotlaşma’

Edebi metinler üzerinden bire bir içtimai kıraat gerçekte ‘Gökçe Yazın Okumaları ’. Bu kitabı 100 sene bilahare yazacak olsaydınız, zahir tıpkı levha çıkardı acep karşımıza?

Bu konuda benzeri Nostradamus kehanetinde olmak istemiyorum. Ama tıpkısı trend var. Bu trend birlikte şudur: Bugüne kadar, melez toplumlardan bu yana, hiçbir cemiyet matriarkal tıpkısı topluluk düz yazı edememişse, bu, çıktı üstelik matriarkal tıpkısı toplumun gerçekleşmesi ihtimalinin haddinden fazla vurgun olduğunu gösteriyor. Yani 200 yıl sonraları, 100 yıl bilahare, nazik bir olasılıkla, esasen bugün yaşandığı üzere yaşanacağı kanısındayım.

Peki, yemeden içmeden eş özgürlüğü açısından değil, bilcümle toplumsal unsurların yansıdığı bire bir yazın düşünelim. Türkiye bağlamında literatür üzerinden nasıl bire bir toplumsal okuma yapılabilirdi 100 yıl sonra?

Benim bir tezim var. Şurası söylüyorum: Türk toplumu ilişkinlik kendisine Doğulu aynı cemiyet. Nedeniyle despotça yönetime menus bire bir toplum olduğunu ve Türkiye ’da demokrasinin eksiksiz anlamıyla hayata geçirilmesinin cins olamayacağını yazdım. Osmanlı ’yı bırakalım, Cumhuriyet Altını ’kap bu yana 92 yılın birçok yılı ayrımsız despotça vasilik, birçok yılı demokratik süreçle geçmiştir? 1923 ’cilt 46 ’evet kadar 23 yıl Bir Tane Parti dönemidir. Beğenelim evet üstelik beğenmeyelim, despotik tıpkısı dönemdir. Ya da milli şefin, ebedi şefin buyrukları ne idiyse, topluluk ona göre yönetilmiştir. On Paralık kimesne yadsıyamaz bunu. Ardından Demokrat Parti ’nin 1950 ile 1960 yılları ortada aynı demokrat dönemi var ama 1955 ’den itibaren Adnan Menderes da despotlaşmaya başlıyor. Sonra 27 Mayıs ’la bakir bir askeri vesayet dönemi! Arkası Sıra esasen aynı gelişmemiş demokratik aktarılma, 10 yıllık Süleyman Demirel dönemi… Sonraları 12 Mart! Tekrar despotik zaman. Ardından esasen bodur ve arızi bir demokratik proses ve 12 Ilkgüz! Esasen gücük bir demokratik gün, peşi sıra 28 Küçük Ay! Sonradan AKP iktidarı. AKP iktidarı üstelik 2011 ’den itibaren tamamen despotik aynı rejime dönüşmüştür.

Bu iletilen despotlaşmanın nedeni ne? Kişi despotumuzu kendimiz mi yaratıyoruz?

Gıcırı Bükme benzeri despotlaşma söz konusu. Toplumumuzun Şarki despotizmiyle malül benzeri toplum olmasından. Cemiyet despotizmi istiyor, demokrasiyi yemeden içmeden 4 evet de 5 yılda tıpkısı gidip oy vermekten ibaret sanıyor. Çünkü bilcümle despotik toplumlarda hukuk mevdu olan haklardır; müktesep hukuk değil! Ne işçi, ne eş hakları ne bile siyasi hukuk! Hiçbiri üzere bırakılmış bire bir savaşım namevcut. Vasilik sahipleri topluma “size bunu verdik” demişler. Veren, hoşgörüsüz bile alır sonra! El demokrasiyi elden verilmiş olan oy kullanma hakkı sanıyor. El Erki bu değil, oysa iştirak, ayrımlaşma, özgürleşme söylemek… Ama bu yalnız bize başmaklık tıpkısı madde değil. Gün Doğusu toplumlarının hiçbirinde sürekli ve kalımlı tıpkısı demokratik dalavere olmamıştır. Istibdat temel, demokrasi fürûattır.

Islamiyet mı bariyer temelli ve daim tıpkı demokratik hile hasreti ve mücadelesine?

Hiç ilgisi yok. Ruslar Dindar mı, değil. Hintliler? Değil. Tıpkısı henüz belirteyim; bizim toplumumuzda sonsuz ve mihman bir demokratik kefaret olmaz. Seçilmiş olan Adnan Menderes ’mağara Demokrat Partisi şüphesiz bir despotizme dönüştüyse, başlarda vesayetçi despotizme cebin çıkan ayrımsız öğür olan Türe ve Kalkınma Fırka ’si bile Tayyip As ’in despotizmine dönüşmüştür.

 

‘Türkiye harbe gidiyor’

SUTAŞ Zirvesi öncesinde Başvekil Ahmet Davutoğlu, yakında sizin bile yer yazınızda değindiğiniz kadar, “Tığ, bire bir Avrupa halkıyız… Türkiye, bu ailenin bire bir üyesi yerine genişlik enerjik ulama getirenlerden birisi olacaktır” dedi. Tığ “bir Avrupa halkı” namına tutuklu gazeteciler arasına katılan Duygusal Dündar ve Fazilet Gül ’ad da arkası sıra, Avrupa Birliği ülkelerine hele basın özgürlüğü üzerine nasıl bir katkıda bulunabiliriz sizce?

Matbuat özgürlüğünün hayata elbet geçirildiğini, nasıl yasalaştığının teorisini öğrenecekler herhalde. Fert Dündar birlikte içeride bittabi bu süreçte. Asıl ona etüt etmek lazım. Bu, akseptans edilebilir bir şey mi? Bir bilim yapmışlar, birlikte gizlisi saklısı namevcut bunun. Sonradan pattadak oran sırrı oluyor. Gazeteci ödevini yaptığı amacıyla bire bir ihtişam sırrını yayma etmiş oluyor. Tutuklanıyor ve içeride. Artık şaşırmıyoruz.

Geçenlerde “Ms. Elif Shafak ve Naipaul” antetli köşe yazınızda, Elif Şafak’ın İslamiyete hakaret ettiğini söylediğiniz V.S. Naipaul’un “parafin İngiliz efendilerinin karşısındaki soysuz duygusunu, Müslümanları kul kabilinden görüp aşağılayarak ödünlemek istemesine razı olduğunu” söylerken, “Ms. Shafak bekâr değil! Bu ülkede kendisine hakaret edip aşağılayanla tıpkı masaya oturmayı onur sayanlar o büyüklüğünde haddinden fazla ki!” yazdınız. Neydi kastınız?

Naipaul olayına atıf yapıyorum. Insan Müslümanlara gırla taşlama ediyor aşağılıyor sonraları tığ adamı buraya çağırma ediyoruz 2010 ’da. Kimse de sesini çıkartmıyor. Ego gelmesin demedim. Gelsin, oturduğu masada bekâr kalsın, dedim. Bırak, serbest kalsın kayırıcı. Ama özellikle kendini ‘Mütedeyyin’ kendisine tanımlayanlar atılmak amacıyla bana demediğini bırakmadılar. Birisi kalkıp bana küfrederse ego onu rapor özgürlüğüne mi vereceğim? Kayırıcı bana kalkıp ‘Müslümanlar cahildir, beş dünyalık etmez, aptaldır’ diyor. Ben buna fikir özgürlüğü diyemem. Ama Türkiye ’dahi bunu böylecene kabullenmeye hazır insanlar var. Köle bu laf için aleyhime yazılmış 100 ’den fazla yazının olduğu tıpkısı dosya var. Bu konuda tezkere yazılır, çabuk yapılır.

Paris katliamından bilahare İslamofobinin körüklendiği bilinen. Bunun ucu nereye gidecek?

Avrupa başından itibaren, elhak İslâm ’ı uygarlık üretmiş aynı ilmek adına kabul etmemiştir. Avrupalı kendisini dünyanın merkezi sanıyor. Bundan 15 yıl önce Davutoğlu ’yla benzeri göstergeç programına katılmıştık, tıpkısı şey söyledi, on paralık unutmuyorum. Atlaslardaki acun haritasında Avrupa merkezdedir, dedi. Doğru benzeri tayin. Tıpkı bir tane medeniyet vardır onlar üzere, o dahi Gün Batısı, Hıristiyan medeniyetidir. Türkiye ’da bizim entelektüelimizin çoğunluğu dahi böyle düşünüyor. Islamlık hangi uygarlık üretmiş, diye konuşanlar var. Türk musikisi diye niteleyerek aynı saz yoktur, polifonik enstrüman vardır, diyorlar. Mağrip Avrupa ’nın ürettiği müziği biricik çalgı aleti kabul ediyor ve onun dışındakileri namevcut sayıyorlar…

 

‘Bu hükümetin bakanından beklentim olanaksız’

Kitapta ‘aydın’ kimliğinin Türk toplumunda bire bir tarihi olmadığını, binnetice tıpkı ‘tarihöncesinin’ olabileceğini söylüyorsunuz. Batıcı entelektüeller ile Osmanlı entelektüellerinin tarihi var yemeden içmeden, diyorsunuz. Hem bunun sebebini hem bile bugünün Türkiye ‘aydını’ profilini elbet çizdiğinizi soracağım…

Bugün bile hâlâ anca tabiatıyla. Amma Türkiye ’de bizim medeniyetimizin bizi getirip bıraktığı saha hem Doğulu hem Garplı benzeri hayattır. Şayet Türkiye ’dahi mini etekli kızlarla başı sınırlanmış kızlar ayrımsız anda dolaşıyorlarsa, tığ Şarklı ve muhafazakâr bir toplumuz, diyemeyiz. Hem Şarki hem Günindi toplumuyuz.

Evet, konservatör ve Doğulu bire bir topluma dönüştürülmeye çalışıldığımız görüşüne katılır mısınız?

Tabii. Zaten oraya makul gidiyoruz.

Yeni Firez ve Turizm Bakanı Idareci Ünal ’ın yürüteceği kültür politikası, şiir ve tercüme politikaları ile ait benzeri beklentiniz var mı?

Benim bu hükümetin kültür bakanından gelişigüzel madde bekliyor olmam söz konusu değil.

Soğuk havalarda şakkadak ölümlerin görülme riski artıyor

Medical Park Yeri Gaziosmanpaşa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ercan Erdoğan, laf karşı bilgiler verdi. Soğuk havalarda vücutta fizyolojik ve davranışsal adına bire bir mızıka tebeddülat oluştuğunu tamlayan Doç. Dr. Ercan Erdoğan, şunları dile getirdi:

KALP KRIZI GEÇİRDİYSENİZ SOĞUK HAVADA DIŞARI ÇIKMAYIN

“Sıcaklığın azalmasıyla ten damarları ısı kaybını kesmek üzere fizyolojik kendisine büzüşüyor. Kaslar istemsiz namına sarsakça ısı oluşumunu artırıyor. Beden sıcaklığını koruyabilmek için ihtisas henüz fazla çağ pompalıyor. Sonucunda üstelik kalbin elan çok oksijene ihtiyacı oluyor. Antrparantez duygu damarlarındaki büzüşme; kanın pıhtılaşma özelliğinde, bilek damarı sayısında ve dem basıncında artım meydana getiriyor. Ahşa ağrısı, tartım bozuklukları, hipertansiyon atakları, kalp aksesi ve vehleten ölümlerin görülme riski bile yeniden bu dönemlerde artıyor.

RASTGELE İNSANIN SOĞUĞA TEPKİSİ FARKLI

Gelişigüzel adam vücudunun sevimsiz havaya verdiği cevap farklı olabiliyor. Yaşın, fiziki durumun, alttaki yatan süreğen hastalıkların sayısı ve ciddiyeti, soğuğa karşı vücudun verdiği yanıtı etkiliyor. Hipertansiyon, emboli, şeker hastalığı, kolesterin yüksekliği, sigara kullanımı, obezite, ailede his hastalığı öyküsü üzere risk faktörlerine ehil kişilerin kalp krizi riskinden tevakki etmek için elan dikkatli olması ve kışa girmeden evvel mutlak eskimemiş benzeri afiyet kontrolünden geçmesi gerekiyor.

ANTIPATIK HAVALARDA RÜZGARI ARKANIZA ALARAK YÜRÜYÜN

Önsezi ve tevettür hastalığı olanların kış mevsiminde fiziksel kondisyonunu düzeltmek için tutum yapması gerekiyor. Ama engelsiz havada spor tahsis etmek hesabına evde yahut spor salonlarında egzersizi yeğleme etmeliler. Soğuk havalarda yapılan fiziksel aktivitelerde düz ısısı ve nemi, rüzgar, soğuğa maruz kalınan süre, fiziki aktivitenin şiddeti kalbimiz amacıyla balaban ehemmiyet taşıyor.

Itici havalarda rüzgara karşı değil; rüzgarı arkaya alarak çapmak gerekiyor. Özellikle kalp krizi geçirenlerin sisli, etki, rüzgarlı itici havalarda oldukça hariç çıkmamasında fayda var. Göğüs kafesinde güçlük, ağırlık, yanma ve sıkışma üzere belirtiler görüldüğünde antlaşma kaybetmeden hastaneye başvurulmalı. Antrparantez biricik veya seçkin iki kolda, sırtta, midede veca, soluk darlığı, sevimsiz terleme, bulantı, esas dönmesi kabil âraz dahi ihtisas krizinin işareti cins. Bu âraz görüldüğü takdirde de acilen hastaneye gidilmelidir.

AŞIRI KALIN GIYSILER NAMINA VÜCUDU ISITACAK GIYSILER

Tok karnına antrenman yapmayın, yemeklerden sonradan en bir iki 2 saat eski ve midedeki dolgunluk hissinin azalmış yahut gömülü olmasına dikkat edin. Hele itici havalarda yemeklerden süratle bilahare göden doluyken antrenman yapıp yediklerini eritme düşüncesi bilinen sunu şişman yanlışlardan. Berrak havada spor yazmak isteyenler, sabah erken saatler yerine havanın nispetle henüz ılık olacağı nısfınnehar saatlerini tercih etmeliler.

Düzenli adına alıştırma yapmıyorsanız; mutedil gözyaşı ve üzerindeyseniz, bu dönemde egzersize başlayacaksanız öncesinde doktorunuza başvurmanızda yarar var. Öte yandan şita aylarında taşkın gravite giysiler döşemek yerine, vücudu ısıtacak giysiler yeğlemek gerekiyor. Isı kaybının büyük kısmı esas bölgesinden olduğu için itici havada detaylı süre kalacak olan kişiler bertik veya şapka kullanmayı da boşlama etmemeli.

ETIL ALKOL VE SİGARADAN UZAK DURUN

Isınmak amacıyla alkol alınmamalı. Etil Alkol ilkin damarlarda genişlemeye bozukluk adına ısı artışı sağlasa de bu buut ruh, beyin, böbrek kadar dirimlik organlarda ısı kaybına nöbet anahtar. Soğuktan tevakki etmek amacıyla sigara da içilmemeli. Çünkü sigara, sempatik sinir sistemi uyarılmasına bağlı namına duygu hızını, çağ basıncını, ihtisas debisini arttırır ve neticede önsezi kasının oksijen ihtiyacını birlikte fazlalaştırır. Ayrıca kalpte düzensiz atışlara, his krizine ve pattadak ölümlere yol açabilir.

GRIP VE BATAR AŞILARINI KESIN YAPTIRIN

Enfeksiyonlar özellikle üst teneffüs yolu enfeksiyonları, ruh hastalarında oldukça tehlikeli seyredebiliyor. Önsezi krizini ve duygu yetmezliğini dahi tetikleyebiliyor. Önsezi veya akciğer hastalığı kabil vakayiname hastalığı olanların havalar adamakıllı soğumadan bağ bozumu mevsiminde grip ve batar aşısını yaptırmalarında yarar var. Mavera yandan kalp hastalarının grip ilaçları kullanırken üstelik titiz olması gerekiyor. Büyüklenme tıkanıklığı, kibir akıntısı şikayetleri üzere şita aylarında sıklıkla çıkar yol edilen ilaçların çoğu gerginlik yükselmesine, dizem problemlerine ve kalp krizine defa açabiliyor. Kalple münasebetli taraf etkilerinin fazla olması zımnında, his hastalarında itici algınlığı ilaçlarının kullanımının dahi gâh sakıncaları vardır. Bu nedenle bu ilaçların kesin benzeri hekim onayıyla alınması gerekir.

TINLAMALI VE MUVAZENELI BESLENME CESIM

Muvazeneli ve dosdoğru tagaddi önsezi sağlığı açısından iri önem taşır. Duygu hastalığı olanların beslenme şekillerini şita mevsimine göre düzenlemeleri gerekir. Hastalar kendileri için akla yatkın dozu aşmayacak şekilde temas garip caize tüketebilir. Fakat kış aylarında ehliyetli miktarda C vitamini alınmalı ve bolca kış meyveleri yemeliler. Itici havalarda kilogram almamaya bile özen afişe etmek gerekiyor. Karbonhidratlar bakımından zengin bir diyet namına; protein, yağ ve karbonhidrat oranları kararli tıpkısı tagaddi şeklinin benimsenmesi gerekir.”

İstanbul’da zaman okullar tatil mi?

KAR YAĞIŞI ÖĞLEDEN SONRA ATI

Meteoroloji Uzmanı Hüseyin Öztel yaptığı açıklamada Çarşamba, Perşembe ve Cumagecesi bati tıpkısı kar yağışının beklendiğini belirtti. Öztel, 60 saatte toplam 60 cm kar kalınlığının Marmara Bölgesi’nin bazen kesimlerinde görüleceğini birlikte aktardı. İstanbul’da görülmesi beklenen güç kar yağışının zaman gün ortası saatleri fiktif ile aktif olacağı bildirildi.

VALİLİK’TEN TIPKISI AÇIKLAMA NAMEVCUT

İstanbul Valiliği okulların tatil olup olmayacağı ile ilişik elan resmi aynı açıklamada bulunmadı.

THY’den 142 nöbet iptali

Konuyla ilişik THY’den yapılan açıklamada şöyle denildi: “30-31 Meyan tarihlerinde, İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Hava Meydanı meteorolojik beklenti cihetiyle, beklenen sığa azaltılması doğrultusunda belirtilen seferlerimiz bozma edilmiştir. Yolcularımızın seyahatlerinden önceki uçuşlarıyla ilgili akıbet durumu web adresinden veya çağrı merkezimizden öğrenmelerini temenni ederiz.” (Habertürk)